ZAİKA OCAKBAŞI - KAŞ

Bu sene yaz tatilinde yıllardır istediğimiz Kaş'a gittik. Bu kadar sene neden gitmediğimizi bilmiyorum ama büyük hata yapmışız. Ayrı bir havası var; deniz çok ama çok güzel Kaş Merkez harika özellikle de kaldığımız Kaş Hotel her yönüyle mükemmel. Misafirperverlikleri bir yana özellikle denize bakan balkonlu odada kalmanın keyfine paha biçilemez. Ben tatile ilk kez gideceğim yerler hakkında güvendiğim bloglardan araştırma yapmayı severim. Hemen hepsinde ilk tavsiye edilen mekan "Zaika" olunca gitmeden 15 gün önce arayarak rezarvasyonu yaptırdım. Burası "Deniz kenarında ocakbaşı mı olur" diyenlere inat şu anda Kaş'ın en popüler yeri ve bence ününü sonuna kadar hak ediyor. 


Zaika Farsçada "tat alma kuvveti" demek. Burası için sanırım daha uygun bir isim olamaz. Öncelikle mekan dar bir sokakta girişi olan harika bir bahçeye açılıyor. Bahçede kesinlikle dipdibe olmayan masalar ferahlık veriyor. Servis elemanları enerjisi hiç bitmeyen genç kızlar olunca masanıza hizmet üst kalitede oluyor. Buraya kadar güzel ama ye yemekler. Menü belli ki özenle seçilmiş, Arap ve Türk mutfağının en lezzetli mezeleriyle başlayabilirsiniz. Ama masaya oturur oturmaz mutlaka "Şaşlık" ayırtmayı unutmayın yoksa bu lezzetten mahrum kalırsınız. İster Muhammara ister Hatay ya da Lübnan usülü Mütebbel ile başlayın pişman olmazsınız. Sonrasında mutlaka gavurdağı salatası ve ara sıcak olarak közde soğan sarımsak ve közde patlıcan isteyin. Ve unutmayın etlere yer kalması gerekiyor.


Et ve kebap yemek için neden insanlar aylar öncesinde yer ayırtıyor? Bu sorunun cevabını ancak ilk lokmayı aldıktan sonra anlayabilirsiniz. Şaşlık gerçekten efsane ve ağızda dağılıyor. Çok ocakbaşı gezdim yediğim en lezzetlisi buradaydı. Adana kebap standartların bir hayli üzerinde özel sosla marine edilmiş dana bonfile yani Zaikas ise bir başyapıt. Eti bu kadar güzel işleme ve pişirme gerçek bir ustalık ister. Bakın kendileri sırlarını nasıl anlatmış: 


“Malzemenin öz lezzetini ön plana çıkarmak” bizim bu işteki ustalığımızdır. Bu ustalıksa Saraylı Kasap Mustafa’dan bu yana yetişen üçüncü kuşak kasap/aşçı olan Hazarkan Yücel’in oturttuğu mutfağı açıldığından beri yanımızda olan Antep’li Mehmet Ustamızın marifetli ellerinden gelir.


Yemeğin sonunda tatlı olarak Dondurmalı kuru incir ya da Çıtır Kabak tatlısı tavsiye ederim. Düzgün işletme, iyi servis, lezzetli menü ve bütün bunlara ulaşmak için ödediğiniz ücret çok makul. Kaş'a gidip Zaika'da yemeden dönülmez.



FAUNA - ATAŞEHİR

Restoran işinde başarılı olmak istiyorsanız günümüzde bir hikayenizin olması gerekiyor. Hatta o hikayenin ünü sizin önünüzde koşmalı. Fauna bunu belki de istemeden başaran bir işletme. Kaliteli yemek üzerine kafa yoran İbrahim Tuna sadece 30 kişiye hizmet verebilen bu küçük mekanında harikalar yaratıyor. Ataşehir'de "Hastaneler Bölgesi" olarak da bilinen noktada ara sokaktaki restoran öğlen servisinde tıka basa doluyor. Akşam servisi ise sadece Cuma ve Cumartesi var. Hikaye ne diyecek olursanız: Ataşehir'de bir İtalyan restoranı varmış, el yapımı makarnaları efsaneymiş ama saat 12.15 gibi makarna bitiyormuş, yer bulmak imkansız diyelim ki buldunuz sabırla beklemek gerekiyormuş. Sahibi biraz aksi biriymiş ama bu lezzet için değer. İşte hikayesi bu ve insanların içindeki merak duygusunu uyandıran Fauna bu şehir fısıltıları ile dolup taşıyor. Hakediyor mu? Az sonra...


İbrahim Tuna her zaman daha güzeli arayan ve yaptığı işten hem zevk alan hem de beğenmeyen bir yapıda. En iyisini yapabilmek adına çeşidi fazla tutmuyor. Çorbaları tatmadık ama yan masaya gelen enginar çorbası güzel gözüküyordu. Makarnayı kaçırmamak için 11.40 gibi masamıza oturduk zaten 12.15'de kapıya "Makarna Bitti" yazısı asıldı. Bebek Roka salatası yediğim en iyisiydi. Makarnalar Al dente olarak pişiyor ve İtalyadaki gibi. Eşim Porcinili makarna söyledi ve kuru porcini ve tereyağı ile tadı efsaneydi. 


Ben aslında Kuzu İncikli isteyecektim. Bu makarna incik suyunda pişiriliyor ve ortasında bütün bir incik ile servis ediliyor. Ama son anda dana etli makarna ile değiştirdim. Kemik suyunda pişen bu makarna da harikaydı. Raviolisi de çok güzel gözüküyordu ama onu bir sonraki sefere sakladık. İtalyan mutfağında lezzetin sırrı kaliteli malzeme ve Fauna ülkemizde zor bulunan bu malzemelere ulaşmayı başarıyor. Biten yemekler karatahtadan siliniyor. Tatlı kısmında ise Maylobi meşhur. Bir çeşit muhallebi olan Maylobi ağır bir yemeğin ardından yenecek son ederece hafif bir tatlı. 


Burada öncelikle sabırlı olup siparişinizin gelmesini beklemeniz gerek çünklü her şey el emeği ve göz nuru. Zamanınız ve sabrınız yoksa buraya gitmeyin. Ama bence bu kadar emeğe saygı ve böylesine bir lezzet için gidin. Gerçek bir İtalyan restoranı deneyimi yaşamak isteyenlere kesinlikle tavsiye ederim. 



GÜNPINAR ALABALIK - DARENDE-MALATYA

Alabalık yemek için 110 kilometre yol gider misiniz? Peki yanında bir de saç kavurma versek? Hele bu işi gürül gürül akan bir suyun kenarında yapsak. Yemekten önce gelen müthiş salatanın suyuna yörenin odun ekmeğini banarak midenizi az sonraki ziyafete hazırlarsak…Malatya’dan özel aracınıza veya şehirlerarası otobüse binip 100 kilometre batıya gidince Darende namıyla ünlü bir kasabaya varırsınız. Üstelik bu bölge Kayseri’ye daha yakındır. Dolayısıyla halkı da ticareti bilir. Buraya gelene kadar yolun yarısındaki Levent Vadisi’ni turlamışsanız bir de Darende’ye gelmeden sağdan yokuşa vurup Somuncu Baba’ya uğradıysanız iyice acıkmışsınızdır. Sofra zamanı gelmiştir.Az gayret, 10 kilometre daha. Darende çıkışından az ileride sola sapak vardır. Buradan içeri doğru vurduğunuzda kendinizi Gündoğan kasabasında bulursunuz. 



Biraz gittikten sonra taaa Kayseri civarından kopup gelen Tohma Çayının bir kolu olan Şuhul Deresinin sesi sizi karşılar. Darende Belediyesi ne iyi etmiş de buraları değerlendirmiş. Derenin aşağılarından şelalenin dibine kadar sosyal bir yaşam alanı hazırlanmış. Ailelerin rahatsız edilmeden oturacağı ahşap kameliyeler dere boyunca uzanıyor. Yine belediye tarafından ortamın görüntüsüne uygun taş ocaklar hazırlanmış mangal için. Kömürünü alan geliyor. Ateşini yakıyor, aşını pişiriyor taşırıyor. Ormanlık alan olduğu için dışarda mangal yakmak yasak ama kalabalık günlerde bunun önüne geçilemiyor.Şelaleye çıkmadan midenizi susturmak için hemen aşağıda, dere kenarındaki lokantaya giriverin. Mangal ateşinde demini almış çayınızı yudumlarken siparişinizi verin. Kendi yetiştirdikleri alabalıklar var. Bir de nefis saç tavaları. Gelmişken hepsini deneyin. Et ile balık uyar mı demeyin. O ortamda ne yeseniz birbirine uyuyor.


Önce çukur tabaklarda bol soğanlı domates salatanız geliyor. Darende fırınlarından odun ateşinde kızarmış ekmeğinizi salata suyunda dinlendirin. 110 kilometrenin ne kadar kısa olduğunu hissedin. Sahibinin söylediğine göre bütün malzeme Darende tarlalarından geliyor. Dereden alınan buz gibi berrak suyu içtikçe içesiniz geliyor. Yemek öncesi bu kadar su içilir mi, iştahımızı kesmesin endişeleri, sofra talan edildikten sonra yok oluyor. Bu arada ekmek sepetinin yarısı bir salata suyuna, bir saç kavurma suyuna batırılarak tükenmiş durumda.


Darende’den gelirken yanımıza peynirli gözleme aldık biraz. Onu da balığa yastık yaptık. Alabalık havuzunun suyu dereden alınan buz gibi su. Soğuk suda balıklar iyice yağlanmış. Izgara ister tabii. Derinin altındaki yağ tabakası ızgaradaki eti bir güzel lezzetlendiriyor. Nar gibi kızarmış balığınızı da yalayıp yuttuktan sonra arkanıza yaslanınca, ağaçlardaki kuşların cıvıltısını ve derenin çağıltısını dinleyin.Sofra arkadaşlarımızdan birisi, balığın derisinin faydalarını sayarken, ben yememeyi tercih ettim. Izgara kömürü ateşinden kararmış derinin nasiplisi bacaklarımıza sürtünerek dolaşan sarman oldu. Çaylarımızı bir güzel höpürdetip şelaleye doğru yola çıktık. Yürüme mesafesi 10 dakika ama ben fotoğraf çekimine dalınca yarım saati buldu. 


Dere suyuna çay müthiş lezzetli. Şelalenin kayalardan süzülürken yarattığı hoş ortamı ince belli bardaklarımızdaki çayla şenlendirirken birden hiç beklemediğim hareketler oldu. Hepimizin önüne birer künefe servis edildi. Anadolu’nun pek çok yerinde kötü künefe deneyimlerim olduğu için ayıp olmasın diye çatalın ucunu değdirdim künefenin kenarına. Gözümü tekrar açtığımda son künefe parçasıyla bakır tabağın dibini sıyırıyordum. Hakkını vermişler künefenin, tavsiye ederim.İki kilometre beriden Hezanlı Dağından kopup gelen Gündoğan Şelalesinin yanından ayrılmak hiç de kolay olmadı. Bu yemyeşil ortama bir daha gelir miyim? Muhtemelen evet. Çünkü bu bölgede görülecek çok yer, dinlenecek çok öykü var.

YAZAN-TADAN : TEOMAN KOZAN

KÜŞLEMECİ MEHMET USTA - GAZİANTEP

Gaziantep son dönemde gurme turizmini en çok yaşayan şehir olunca artık burada gizli saklı mekan kalmaması çok normal. Bu şehirde o kadar fazla gidilecek restoran ve yemek var ki kaç kere giderseniz gidin farklı lezzetler bulabiliyorsunuz. Benim için Halil Usta'nın yer her zaman ayrı ama uzun süredir duyduğum Mehmet Usta'ya da her zaman gitmek istiyordum. Geçenlerde fuar nedeniyle her zaman 200'e sattıkları otel odasını 700'e satmak isteyen otellerin gazabından kaçarak farklı bir yerde kaldık ve bu otel Mehmet Usta'ya yürüme mesafesindeydi. Akşam yemeği için gidip oturunca Mehmet Usta bizi samimi bir şekilde karşıladı ve bunu her müşterisine yaptığını sonradan gördük. Eti bulmak kadar işlemek ve pişirmek de çok önemli. 



Her zaman işinin başında olup tek bir yerde hizmet verirsen kaliteyi de koruyabilirsin. Masaya oturunca Karışık Kebap isteyip arkamıza yaslanıyoruz. Önce kaşık salatası,yeşillikler ve lahmacun ile başlıyoruz. Bu arada kürdana saplı lokum etler de beklerken sıkılımayalım diye baştan ikram ediliyor. Lahmacunu çok beğendim ama kaşık salatası biraz daha bol malzemeli olabilir neyse ikincisini biraz daha fazla domatesli istiyoruz ve bu sorun da çözülüyor. İnsan kaşıkla içine dalmak istiyor o kadar lezzetli. Etlere ise kıyma (simit kebabı biz gittiğimizde bitmişti) ve kuşbaşı ile başlıyoruz. Adana diye bildiğiniz kıyma çok iyi ama kuşbaşı adeta ağızda dağılıyor. 



Etin lezzeti ve kalitesi her halinden belli oluyor ama önemli olan pişirmek. İçi sulu kalırken dışı da tam kıvamında pişmiş olması çok önemli. Mehmet Usta'nın ocakta çalışan ustasını kutluyorum. Bu arada finalde bir sürpriz olacağını söyleyen şefimiz küşlemeleri de masaya getiriyor. Ben küşlemenin baharatsızını severim ama ikisi de çok lezzetliydi. Etin en güzel yerlerinden birisi bana göre küşleme ama bu kadar küşleme çıkar mı derseniz orada kafamda bir soru işareti olmuyor değil. Burada olmaz ama her yerde küşleme yemeyin bence. 



Final ise muhteşem oluyor. Mehmet Usta'nın özel olarak ikram ettiği etin ne olduğunu yedikten sonra öğrendik. Havalı bir şekilde kesilen ve üstüne kekik serpilerek servis edilen et pirzolanın ön kısmından çıkma. Genelde kıyma için ayrılan eti pişirmek her ustanın harcı değil çünkü çok kalın ve içi çiğ kalabilir. Ama lezzeti inanılmaz zaten Mehmet Usta "Hayatınızda böyle et yememişsinizdir" demişti haklıymış. 




BEKO KAVURMA - ELAZIĞ

Elazığ-Malatya yolunun hemen hemen yarısında kavurmacılar cenneti bulunuyor. Yol kenarı yemek mekanları içinde yıldızı bol olanlarından. Millet buralara ailecek gelip kavurmasını yiyip şehrine geri dönüyor. Biz de bu durumla meşgul Malatya’ya doğru yola koyulduk. Yolda bir telefon trafiği… Açız biz, nerelere gidelim. Üç beş konuşma sonrası ortak fikir bizi BEKO’ya yönlendirdi. Meşhur beyaz eşya firmasının bir fabrikası var herhalde buralarda bir yerde onun yanındadır… Bunlar kavurmacı da mı açmış gibi fikir yürütmelerden sonra, karşımıza çıkan tatlı bir dönüşün ilerisinde tabela gözüktü: BEKO Kavurma…Hop yemen yanaştık binanın önüne. Gayet temiz, düzenli. Sinek yok böcek yok. Yol yanı olmasına rağmen toz yok toprak yok. İçeride aileden bayanlar da çalışıyor.


Masalara kurulduk. Ne yiyeceğiz dedik garsona. "Tabelada yazıyor abi" dedi şakayla karışık. Az mı yesek çok mu yesek derken birer porsiyon ile başlayalım yetmezse ilave alırız dedik. Abartmıyorum 5 dakika sonra her birimize birer salata tabağı, birer buğday pilavı ve kiremitte servis edilmiş kavurma geldi. Fotoğraflardan da göreceğiniz gibi sadece et. Üzerinde ne bir süsleme, ne maydanoz, ne baharat hiç birşey yok. Bu iddialı bir yemeğin göstergesidir bilirsiniz. Yani aşçı bize diyor ki: Kardeş benim yemeğim ahanda ortada, öyle otla çöple saklama ihtiyacım, yemeğin lezzetini sosla, baharatla, yakıştırmalarla örtme derdim yok. 


Ben yine de biraz kırmızı biber serptim üzerine. Ama bu bölgelerin et lezzeti, bölge hayvanlarının açık arazide, otlaklarda doğal besinle beslendiğinin bir sonucu. Masaya getirilen kalın taze soğanları ilk kim yiyecek göz atmasından sonra etten ilk çatalı aldık. Hımmm.
Son eti çatal ile ağzımıza yolladıktan sonra, etin bazılarının tandır gibi yumuşacık, bazılarının hafif sert olduğunu söylemeliyim. Bölge halkı sert eti seviyor. Çünkü taze et sert olur diyorlar. Ayrıca etin çeneyi yormasından da hoşlanıyorlar. Biz şehirli insanlar olarak yumuşak eti daha çok seviyoruz. Çenemizi daha çok konuşmalarda yoruyoruz. 


Pilav: Eh… Salata: Yeterli ama alıştığımız yağ ve limon yoğunluğu azdı. Ayran: Lezzetli. Taze Soğanlar: Harika, mide yakmıyor. Et: Lezzetli. Hesap: 1 porsiyon yemek ve içecekler adam başı 30 TL. Lokanta sahibi bize ayrıca Malatya’dan gelme burma kadayıf tatlısı ikram etti ki masanın en lezzetlilerinden birisiydi. Çıtır çıtır, şerbeti yerinde. Bir daha gider miyiz? Buralara yolum düşerse bir daha gidilebilir. Ayrıca bölgedeki diğer kavurmacılar da denenebilir.

   
Not: Bu yazıyı sitedeki mekanların çoğuna birlikte gittiğin TV Yönetmeni dostum Teoman Kozan kaleme aldı. Damak tadına güvendiğim Teoman'dan yeni lezzet duraklarını da kaleme almasını rica ettim. Bir sonraki yazısını sabırsızlıkla bekliyorum. 


EMİN USTA DÖNER - KOZYATAĞI

Siz hiç pazarda döner yediniz mi? Eminim bu soruya şaşıranların sayısı bir hayli fazladır. Semt pazarlarında dönercileri hep görürüz ama sadece döner yemek için semt pazarına gidenlerin olduğunu söylesem ne dersiniz? İstanbul'da Anadolu Yakasında oturan ve damak tadına düşkün olanların bazılarının iyi bildiği Emin Usta Perşembe günü Erenköy, Cuma günü Kozyatağı ve Cumartesi günü Sahrayıcedid semt pazarlarında tezgah açarak seyyar döner satıyor. Ve emin olun pek çok restorandan daha lezzetli döner yapıyor. Ben de yemeden inanamadım ama yedikten sonra lezzetine tam not verdim. Müdavimleri olan ve her daim önünde uzun kuyruklar oluşan Emin Usta'nın sırrı ne? 



Yukarıdaki fotoğrafa bakınca dönerden anlayan herkes çok kaliteli bir yaprak dönerin olduğunu görmüştür. Etin kalitesi ve doğru marinasyon döner işinde en önemli iki nokta. Emin Usta bu doğru formülü yakalamışa benziyor. Biraz yağlı ama bence lezzeti veren de bu zaten... Özellikle tabakta değil ekmek arası yiyecekseniz mutlaka ekmeğin yağa bandırılmış olmasını isteyin. 12.00-14.00 arası devamlı kuyruk var benden söylemesi. Döneri de 15.30 gibi bitiyor haberiniz olsun. 



Döner konusunda çok seçici olan beni bile memnun eden bu döneri ilk 5 arasına almamız gerek diye düşünüyorum. Kuzu-Dana karışımı ideal yağlı ve tadı mükemmel. Cuma günü Kozyatağında Eda Kebabın hemen yanındaki sokakta tezgah açıyor. Dilerseniz sokağa attığı masalarda tabureye oturup yanında fırından sıcacık gelen ekmekle ve salatayla beraber porsiyon yiyebilirsiniz. Soğan da var aslında bir dahaki sefere soğanlı yiyeceğim. Kalite ve fiyat açısından tam not alır. 


METET KÖZDE DÖNER - KUZGUNCUK

İstanbul'da Anadolu Yakasında Boğazın en güzel semtlerinden birisi de Kuzguncuk. Çocukluğumuzda unutulmaz Perihan Abla dizisiyle hafızalara yer eden bu şirin semt son yıllarda bir cazibe merkezi olmayı başardı. Tarihi evleri ve art arda açılan cafe ve restoranlarıyla eski ve yeninin bir araya sorunsuz geçtiği bir yer olmayı başarmış. Keşke biz de toplum olarak bunu başarabilsek. Konumuz döner ve Kuzguncuk'da ün yapan Metet Döneri de nihayet ziyaret etme şansı buluyoruz. Semti gezmeye gelen grupların doldurduğu üst salonda boş bir yer bulup oturuyoruz ama yerimize geçerken pişen dönerin görüntüsü beni cezbetmeyi başarıyor. 


Siparişler hızlıca alınıyor ve masaya küçük bir salata ve turşu ikramı geliyor. Ben pilavüstü döner Ebru ise İskender istiyor. Tabaklar geldiğinde ilk dikkatimi çeken benim dönerin çok fazla pişmemiş olduğu ama bunu şikayet için değil olması gereken bu olduğu için söylüyorum. Eti kurutmamış olmaları çok iyi böylece lezzeti daha iyi alıyorsunuz. Ama "Ben böyle yiyemem" derseniz garsona baştan belirtin. Döner çok lezzetli ve etin kalitesi hemen kendini belli ediyor. Dana-Kuzu karışımının oranını soramadım ama benim damak tadıma uygun. İskenderi Ebru bitiremediği için onun da tadına bakma fırsatım oldu ve beğendim. Salçası da kaliteliydi yanında verdikleri Manda yoğurdu ise mükemmeldi. 


Dönerde ilk 10 içinde olduklarını iddia ediyorlar bence de ilk 10'a girecek kadar lezzetli bir döner sunuyorlar. Döner servisi akşam da devam ediyor 20 gibi gidip döner bulma şansınız var. odun kömüründe pişen döneri iyi yapmalarının sırrı bence sahibi Mehmet Beyin kasaplıktan gelmesi ve eti iyi bilmesi. Yemeğin sonunda şekerpare, sütlaç ya da keçi peynirinden yapılan künefe yiyebilirsiniz. 



PANDELİ RESTORAN - EMİNÖNÜ

İstanbul'un en eski restoranlarından birisi de Eminönü Mısır Çarşısında yer alan tarihi Pandeli. Kuruluşu 1901 yılına kadar uzanan ve başta ulu önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere pek çok dünya liderini ağırlayan mekan bir süredir kapalıydı. Tekrar hizmet vermeye başladığını duyunca hemen soluğu orada aldık. Yemeklere geçmeden önce çoğunuzun Türk filmlerinden hatırlayacağı mavi çinilerle kaplı duvarlardan, restorana çıkan merdivenlerden, harika manzaradan ve kristal avizelerden bahsetmeden olmaz. Bu tarihi binada dekorasyon hiç değişmedi ve bunun bile heyecanını duymak yetiyor insana...


Mavi çinilerin etkisinde kalmamak mümkün değil. Menü kapanmadan önceki ile neredeyse aynı ama ufak değişiklikler olmuş. Türk Mutfağının en güzel örneklerinden seçim yapmak da kolay olmuyor. Ben fırında patlıcanlı kuzu kebabı istedim. Etlerin lokum gibi pişmesinin yanında patlıcanlar kızartıldıktan sonra fırınlanmıştı ve yağı hiç rahatsız etmedi. Zaten hem cevizli kaşık salatada hem de yemeklerdeki yağın kalitesi hemen kendini belli ediyor. 


Ispanak püresi ile servis edilen levrek ızgara ise balıkçılarda bile bulamadığım yumuşaklıkta ve lezzetliydi. Ispanak püresinin de yanına çok yakıştığını söylemeliyiz. Bu yemeklerin yanı sıra en çok tercih edilenler Kağıtta pişirilmiş levrek ve Karadeniz hamsili tereyağlı pilav oluyormuş. Ama yaprak ciğer ve patlıcanlı börek ile servis edilen dönerin de muhteşem olduğunu yiyenlerden öğrendim. Menü çok zengin kuzu incikten, tavuk külbastıya kadar uzanan bir çeşitlilik var. 


Tatlı olarak yine geleneksel Türk tatlılarından tercih yapabilirsiniz. Manda kaymağı ile servis edilen Ayva Tatlısı bu tatlıyı yemeyen beni bile cezbetti ve çok beğendim. tarihi dokuda mükemmel servisle bu deneyimi yaşamak istiyorsanız mutlaka gidin derim. Fiyatlar bir tık pahalı gelebilir ama emin olun buna değer. 


DERVİŞAN TESİSLERİ- HATAY (SAMANDAĞ)

Hatay seyahati planlıyorsanız mutlaka uğramanız gereken yerlerin başında Samandağ geliyor. Tarihi güzelliklerin olduğu Samandağ sadece 40 dakika uzaklıkta ve emin olun gittiğinize pişman olmayacaksınız. Beşikli Mağara, Musa Çınarı ve Titus Tünelini gezdikten sonra doğal güzellikler ve tarihi zenginlikler karşısında hayrete düşebilirsiniz. Bu kadar gezip yorulup acıktıktan sonra tavsiyem Dervişan Tesislerine gidip deniz ürünleri ile bir ziyafet çekmeniz. Samandağ bölgesinden taze olarak çıkarılan jumbo karides ve Lagos balığı ile bir ziyafetten bahsediyorum. Samandağ'da sahil tarafında yer alan Dervişan dışarıdan pek cezbedici durmasa da siz bana güvenin ve içeri girin. 


Otel kısmını pas geçin ve alt kattaki restorana girin. Mutfağı ve balıkların yer aldığı tezgahı gezebilir ve sipariş verebilirsiniz. Mezelerle hiç oyalanmadan bence doğrudan olaya girin. İskenderun Körfezinin en çok deniz ürünü çıkan bölgesi olan Samandağ'da herşeyin en tazesini bulmak mümkün. Jumbo Karideslerin büyüklüğüne şaşırarak tanesinin 10 ila 15 TL olduğunu öğrendiğimizde daha da şaşırıyoruz. Hemen 2 adet 15'lik sipariş edip Lagos'a geçiyoruz. Dolaptakilerden en küçüğü 2 kilo 200 gram geliyor ve biz iki kişi olduğumuz için yarısını istiyoruz. Masamıza 3 çeşit salata ve yeşillik geliyor ve hepsi taze. Kızarmış ekmek ve buz gibi bira ile beklememizin sonunda işte karşınızda...


Bir tanesi neredeyse adam doyuran jumbolar kıvamında pişirilmiş ve inanılmaz etli. Şefimiz az önce balıklara bakarken gördüğümüz barbunlardan iki tane kızartmış ve ikram olarak göndermiş. Deniz kokan taze barbunlar masanın asıl sahibi gelmeden rol çalmaya çalışıyor ve neredeyse başarıyor. Ustalık ve iyi malzeme biraraya gelince ortaya kötü lezzet çıkması neredeyse imkansız. İstanbul'da yediğimiz jumbo karidesler buradaki abilerini görse sanırım ayağa kalkıp ceketlerinin önünü iliklerler. 


Lagos bence balıkların 2-3 kralından birisi. Yedi Krallıkta en önde gelenlerden hatta !!! Bu harika balığı pişirmeyi bilmek bir sanat. Daha önce 3-4 farklı yerde yedim ama ne yazık ki işi bilmeyen ellerde heba olduğuna da şahit oldum. Dervişan'da içi sulu sulu kalan ama dışı iyi pişen ızgara lagos 10 üzerinden 10 aldı. Izgara kullanmak diye bir sanat olmalı. 1.100 kg olan balığı nasıl yedik ne zaman bitti bilmiyorum ama inanılmazdı. Fotoğraftaki tabak değil tepsi aman yanlış olmasın. Haa merak edenler için kilosu 140 TL... Zaten toplamda 3 bira ile bu yediklerimize servis ve kuver dahil 270 TL verdik. Helal-i hoş olsun. 


FAHRETTİN USTA BALABAN - ESKİŞEHİR

Eskişehir son dönemde en popüler turizm şehirlerinden biri olmayı başardı. Şehri cazibe merkezi haline getiren Prof. Yılmaz Büyükerşen bunun mimarı. Atatürk Müzesi, Masal şatosu, Bilim parkı, Porsuk kenarı atmosferiyle Eskişehir gezilmesi görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Peki "Eskişehir'de ne yemeli" dediğiniz zaman akla ilk gelenler Çi Börek ve Balaban Kebabı. Balabanı en güzel yapan yerlerin başında yılların eskitemediği Fahrettin Usta geliyor. Burası aynı zamanda Ütülü Kebap olarak da biliniyor. Usta 40 yılı aşan tecrübesiyle hala işinin başında. Pişirmesinden servisine kadar hala ilgileniyor ve sohbetiyle dükkana gelenlere işin inceliklerini anlatıyor. 


Eskiden kömürlü ütüyle başlamış işe. Sonrasında ütü biraz işin dekoru gibi kalmış ama özgün fikir her zaman iş yapar. Balabandaki şiş çok lezzetli ve marine olmadan nasıl bu kadar yumuşak olduğunu anlayamadık. İşin sırrı sanırım etin neresinden alacağını bilmekte. Köfteler ise dana döş ve koldan sulu ve lezzetli. üstüne bolca salçalı sos, yoğurt ve tereyağı ile harika bir lezzet ortaya çıkıyor. İsterseniz tek olarak şiş ya da köfte de yiyebilirsiniz. Biz Balaban kesmeyince ilave olarak birer şiş aldık. Yemeğin yanında şıra içmenizi tavsiye ederim. 


Fahrettin Usta işine saygısı, emeği ve çalışkanlığıyla bir efsane. Siz de Eskişehir'e giderseniz bu lezzeti yemeden dönmeyin.